Hızlı İletişim
+90 212 318 01 42 bilgi@talente.com.tr Yıldız Posta Cad. 8/34 Gayrettepe / İstanbul
Takip Edin

VARLIK İÇİNDE YOKLUK ÇEKMEMEK İÇİN

2023 yılına kadar kişi başına milli geliri 25 bin doların üzerine çıkarmaya odaklandık. Bu hedefi gerçekleştirebilmek için basit bir hesapla yıllık ortalama % 9 büyüme gerekiyor. Ancak bu yıl büyümenin % 2’lerde kalması, hedefin nasıl tutturulacağına ilişkin tartışmaları alevlendirdi. Bir grup “durgunluk geçici, istikrarı koruyalım” derken, bir diğer grup, büyümenin önündeki engellerin kaldırılarak gaza basılması gerektiğini savunuyor. Bunun dışında, toplumun refah düzeyini yükseltebilmek için, bu kısır tartışmanın ötesine geçilerek yeni modeller geliştirilmesi gerektiğini savunan bir grup daha var. Fakat maalesef ilk iki grubun çıkardığı gürültü, bu üçüncü grubun sesinin duyulmasını önlüyor.

Oysa üçüncü gruba kulak verme ve başta büyüme hedefi olmak üzere tüm sistemi sorgulama zamanı geldi. Çünkü bu güne kadar milli gelirde sağlanacak artışın, toplumun refahını da aynı oranda yükselteceği varsayımı ile hareket ettik. Fakat 2008 krizi ve sonrasındaki gelişmeler bu varsayımın doğru olmadığını gösterdi.

2023 hedeflerine ulaşmak için en az milli gelirdeki artış kadar, bu artışın nasıl dağıldığını da dikkate almamız gerek.

Kendimizi bir an bu tartışmalardan soyutlayarak, kişi başına milli geliri 25 bin doların üzerinde olan, yani bizim 2023 hedefimizi gerçekleştiren ülkeleri bir gözden geçirelim. Örneğin Dünya Bankası 2011 verilerine göre İtalya, Yunanistan, İspanya ve Suudi Arabistan’ın kişi başına milli geliri 25 bin doların üzerinde. ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde kişi başına milli gelir ise, 50 bin dolar civarında.

Peki bu rakamlar sokaktaki insanın refahına ne ölçüde katkı sağlıyor?

2008 krizi ile birlikte piyasaların çalışması gerektiği gibi çalışmadıklarını çok net bir şekilde gördük. “Gelişmiş” olarak tanımladığımız ülkelerde dahi, insanların önemli bir kesimi yokluk çekerken, kurumlar, makineler, insanlar atıl ya da kapasitelerinin çok altında çalışıyor. Şirketler ihtiyaç duydukları yetenekleri bulamamaktan şikayet ederken, işsizlik oranları yükseliyor. Pek çok insan sokaklarda, karavanlarda yaşarken, bir diğer grubun hiç gitmedikleri evlerin, yazlıkların sayısı gün geçtikçe artıyor. Biraz daha somutlaştırmak gerekirse; ABD’de en zengin % 10, toplam servetin % 70’ine sahip. En fakir % 50’nin payı ise % 1’in altında. Benzer durum İngiltere, hatta eşitlikçi Fransa ve Almanya da dahil olmak üzere pek çok AB ülkesi için de geçerli. Özetle 2023 için model aldığımız, gelişmiş ülkelerde toplumun yaklaşık yarısı, hiç bir şeye sahip değil ve sadece günü kurtarıyor. İspanya ve Yunanistan’da yaşananlar ise buzdağının sadece görünen kısmı.(1)

Wall Street’i İşgal Et olayları aslında bu kötü gidişe bir başkaldırıydı. İnsanlar Amerika Rüyasının sadece bir rüyadan ibaret olduğunu haykırmak istediler. Fakat tüm kaynaklara sahip olan % 1, kalan % 99’un sesinin yükselmesine izin vermedi. Ayrıca gelişmeler, mevcut politik sistemin, bu durumu yönetmekten son derece uzak olduğunu gösterdi. Obama ve Hollande seçim kampanyalarını gelir eşitliğini sağlamak üzerine kurmuş olmalarına rağmen, şu ana kadar hiç bir ilerleme sağlayamadılar.

Şimdi geleneksel bakış açısının bir uzantısı olarak “Zenginlere ihtiyacımız olduğunu”, “Yatırım için sermayenin yukarıda birikmesi gerektiğini” düşünebilirsiniz. Evet bu görüş bir zamanlar doğruydu. Fakat günümüzde reel sektördeki daralma ve off-shore hesapların cazibesi bu durumu değiştirdi. Büyük şirketler artık istihdam yaratmıyorlar. Ek istihdam için yeni girişimlere, yani sermayenin tabana yayılmasına ihtiyaç var.(2) Fakat mevcut sistem buna izin vermiyor. Temel sorun da bu.

Ayrıca bu sorun, dünya ekonomisini tehdit edecek bir boyuta ulaşmış durumda. Örneğin OECD, 2008 yılında “Eşitsizlik Artıyor” başlıklı raporda gelir dağılımındaki bozulmaya dikkat çekerken, 2011 Aralık ayında yayınlanan “Parçalandık, Eşitsizlik Niçin Durmuyor?” başlıklı rapordaki istatistikler, işlerin kontrolden çıkmak üzere olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün olduğu gibi 2023’te de sokaktaki insan, ekonominin en kadar büyüdüğünden çok kendi cebine ne kadar para girdiğiyle ilgilenecek.

Aslında tablo oldukça net: 2000’li yıllarda bozulan gelir dağılımı sonrasında, orta ve alt gelir gurubunun durumu borçlanarak dengelemeye çalışması 2008 krizine yol açtı. Kriz ile birlikte üst gelir grubunun servetini beşe katlarken,(3) insanlar işlerini, evlerini kaybettiler. Şimdi alttakilerin işsizlik, aşırı borç yükü gibi nedenlerle harcama yapamaması, zaten sorunlu olan reel sektörün daha da daralmasına yol açıyor. Yani fasit bir döngü söz konusu. Öyle bir noktaya geldik ki, IMF ekonomistleri dahi sürdürülebilir büyüme için gelir eşitliğinin sağlanması gerektiğini kabul ettiler.(4)

Türkiye ise, ABD ile birlikte gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu beş ülkeden biri konumunda. Bununla birlikte son yıllarda gelir dağılımı konusunda olumlu bir eğilim söz konusuydu. Gelir eşitsizliğini ölçmek için kullanılan Gini Katsayısı 2006’da .428 iken, 2010’da .402’ye kadar düşmüştü. (5) İşin ilginç tarafı bu olumlu gelişme kimsenin dikkatini çekmedi. Hükümet kanadı dahi sağlanan iyileşmeyi, çok cılız bir şekilde dile getirildi. Fakat şu anda tam tersi bir eğilim söz konusu. 2011 ve 2012 verileri büyüme adına eşitlikten vazgeçildiğini gösteriyor. Buna da kimsenin eleştirisi yok. Yıllık Gini istatistikleri basında günlük döviz kuru dalgalanması kadar bir yer almıyor. Çünkü ekonomik büyümeye o kadar takıldık ki, başka hiç bir şey göremiyoruz. Ancak 2023’de varlık içinde yokluk çeken bir ülke olmamak için, en az milli gelirdeki artış kadar, bu artışın nasıl dağıldığını dikkate almamız gerek. Çünkü bugün olduğu gibi 2023’te de sokaktaki insan, ekonominin ne kadar büyüdüğünden çok, kendi cebine ne kadar para girdiği ile ilgilenecek. Yine bugün olduğu gibi 2023’te de üst gelir grubunun sahip olduğu ev, araba sayısının iki hatta üç kat artması, toplumun refahına hiç bir katkı sağlamayacak.

(1)OECD, Growing Unequal, Income Distribution and Poverty in OECD Countries and Luxenburg Wealth Study (LWS), OECD Publishing, 2008.
(2) Erkut, E. Üniversite Olmadan Girişimcilik Olmaz, Harvard Business Review Türkiye, Kasım, 2012.
(3) The Economist Special Report, For richer, for poorer, The Economist Newspaper Limited, Kasım, 2012.
(4) Berg, A.G. ve Ostry, J.D. Inequality and Unsustainable Growth: Two Sides of the Same Coin? IMF Staff Discussion Note, Nisan, 2011.
(5) TÜİK, Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, 2006-2011

Yorum Yap